DoĞaN's profileDoĞaN ÇaĞLaRPhotosBlogListsMore Tools Help

Blog


    September 28

    AŞK,DOSTLUK VE GÜVEN

    Bir zamanlar üç arkadaş varmış
    Aşk,Dostluk ve Güven
    Üçü bir arada oldumu
    Harikaymış herşey.
    Gün gelmiş aşkın işi çıkmış.
    Eh meslek bu kolay mı?
    Ama dostlarından ayrılmadan söz vermiş onlara
    Beni özlediginizde gelin demiş;uzaklarda olmayacagım.
    Nerede gözleri arzuyla dolu birbirlerine bakan bir çift görürseniz ben ordayım.
    Ve ayrılmış yanlarından.
    Peki demiş Dostluk Güvene;
    Madem öyle bende yoluma düşeyim.
    Görev çagırır...
    Ama merak etme
    Nerde birlikte aglayan iki insan görürsen bil ki ben ordayım...
    Güveb agzını açmış veda etmek için ama
    Dostluk ayrılmış arkadaşının yanından onun sözünü dinlemeden...
    Ve gitmiş uzaklara...
    Güveb sessizce içinden geçirmiş elinde olmadan...
    ;Beni kaybedersenizbir daha asla bulamassınız;

    Hiç bir zaman GÜVEN'i yitirmemeniz dilegiyle
    sevgiler...

    Firar serbest

    Tutamayacagım sözler vermem
     
    Adımlarımda 'kim ne der' diye düşünmem
     
    Basit kişilerle polemige girmem
     
    Dünyada kimse üzülsün istemem 
     
    Bazı şeyleri asla affedemem
     
    Geçmişe takılıp dert etmem
     
    Yaşanmışlıkları kolay silemem
     
     
    Acıyı tanıdıgım için,kimseye çektirmem
     
    Cesaretsizligi 'gurur'la örtmem
     
    Yalan ve taktiklerle ugraşmayın,yemem!
     
    Dostlarıma laf ettirmem
     
    Tutkularım var, vazgeçemem!
     
    Gidiosan eğer,çok özlesem bile dön demem
     
    Artık kimseye kolay kolay güvenemem
     
    Bi daha güvenmedikçe sevemem
     
    Agır geliyosa bunlar, firar serbest,üstelemem..!!!!!!!
     
     
    Şimdi silahı kafama dayadım...
    Kendimi değil anılarımı öldürüyorum...
    Ben tetiğe bastıktan sonra...Artık herşey çok başka olacak biliyorum

    Yalnızlık hem dram, hem kudrettir

    "Yaratıcılık yalnızlıktır. Bu nedenle aşk sanatkar için bir ilham olsa da uzarsa lükstür. Çağın ilerisinde olma marjinalliği, marjinallik radikalliği, radikallik de yalnızlığı getirir. Yüzlerce insan sizi alkışladıktan sonra evinize gelip kapınızı kapattığınızda yalnız kalırsınız ve çıkartıldığınız göklerden aşağıya inersiniz. Bu büyük bir dramdır. Siz kendinizi bir amaca adamışsınız, aşk uzarsa amacınızdan sıradanlığa doğru saparsınız. Yalnızlık acı verse de alışınca toplumda kendinizi devlet gibi hissedersiniz."
    Tuluyhan Uğurlu

    CESARETİN BİTTİĞİ YERDE ESARET BAŞLAR

     
    Bir Hint masalına göre; Kedi korkusundan devamlı endişe içinde
    yaşayan bir fare vardır.
    Büyücünün biri fareye acır ve onu bir kediye dönüştürür.Fare, kedi
    olmaktan son derece mutlu olacağı yerde bu kez de köpekten korkmaya
    başlar. Büyücü bu kez onu bir kaplana dönüştürür. Kaplan olan fare,
    sevineceği yerde avcıdan korkmaya başlar. Büyücü bakar ki, ne
    yaparsa yapsın farenin korkusunu yenmeye imkan yok. Onu eski haline
    döndürür.
    Ve der ki,
     
    "Sen cesaretsiz ve korkak birisin. Sende sadece bir farenin yüreği
    var. O yüzden ben sana yardim edemem."
     
    Ünlü yazar Shakespeare, bu konuda şöyle diyor:
    İnsanların çoğu
    kaybetmekten korktuğu için sevmekten korkuyor.
    Düşünmekten korkuyor, sorumluluk getireceği için.
    Konuşmaktan korkuyor, eleştirilmekten korktuğu için.
    Yaşlanmaktan korkuyor, gençliğin kıymetini bilmediği için.
    Unutulmaktan korkuyor, dünyaya iyi bir şey vermediği için.
    ve ölmekten korkuyor, aslında yaşamayı bilmediği için.

    DOĞUMDAN SONRA HAYAT VAR MI ?

     Karanlıktaymışlar. İki embriyo, bir ana rahminde...
    Her şeyden habersiz bekleşiyorlarmış, sudan bir beşiğin içinde... Sarılıp birbirlerine, karanlıkta uyumuşlar öylece... Haftalar geçmiş,
    ikizler gelişmiş. Elleri, ayakları belirginleşmiş.
    Gözleri çıktıkça meydana, İkisi de çevrede olup biteni fark etmiş... Ne rahat, ne güvenli bir dünyaymış bu... Sıcak, ıslak, sevgi dolu...

    "Öyle güzel bir dünyada yaşıyoruz ki" demişler, "...bize ne mutlu..."

    Gel zaman git zaman, çevreyi keşfe girişmişler. Bu karanlık dünyayı ve hayatın kaynağını deşmişler. Onları besleyip büyüten kordonu fark edince O kordonla kendilerini var
    eden Anne'lerine şükretmişler. Sonra başlamış bir varoluş tartışması:
    "Buraya nereden geldik, biz nasıl olduk" diye sormuş ikizler...
    "Annemiz" demiş biri,

    "O bizi var etti, bize can verdi."
    "Ne biliyorsun" diye itiraz etmiş öteki,
    "Sen hiç Anneni görmedin ki...":
    "Belki de o sadece zihnimizdedir. Anne inancı bizi rahatlattığı için uydurduğumuz bir şeydir."

    Süredursun ana rahmindeki tartışma, ikizler büyüyüp gelişmişler. Rahme sığmaz olup tekmeleşmişler. Artık parmakları ve kulakları varmış kerataların... Büyüdükçe anlamışlar ki, yolun sonu yakın...
    Gün gelecek, bu güzelim hayat bitecek;

    Karanlık bir yolculuk, onları bir başka diyara çekecek.
    "- Buradaki hayatımızın sonuna yaklaşıyoruz" diye fısıldamış ikizlerden biri efkarla...
    "- Ben gitmek istemiyorum" diye diretmiş öteki; "doyamadım ki daha hayata..."
    "- Ama mukadderat alnına yazılandır; dua et, belki doğumdan sonra hayat vardır."

    Sormuş karamsar olan:
    "- Bir gün bize hayat veren kordon kesilecek. Ondan sonra başımıza neler gelecek?"
    Şiirle cevaplamış iyimser olan:
    "Birçok giden memnun ki yerinden

    çok seneler geçti
    dönen yok seferinden..."


    Ve günlerden bir gün, yer sarsılmış, duvarlar kasılmış. Dayanılmaz sancılarla ikizler beklenen günün geldiğini anlamış. Buruşuk kollarıyla birbirlerine son kez sarılıp vedalaşmışlar. Ve "ömrümüz bitti" diye çığlık çığlığa ağlaşmışlar. Azrail sandıkları bir el kesmiş onları hayata
    bağlayan kordonu, Ağlaya ağlaya karanlık bir koridordan öbür hayata çıkmışlar.

    Can Dündar